Saflığın Kirlenmiş Anında Araya Sıkışan Ruhsal Bunalımlar - Serkan Aydemir

Salı, Ekim 06, 2015

Saflığın Kirlenmiş Anında Araya Sıkışan Ruhsal Bunalımlar
Salı, Ekim 06, 2015

Saflığın Kirlenmiş Anında Araya Sıkışan Ruhsal Bunalımlar

..

Altı üstü bir ömrümüz vardı altı üstü belirsizlikleri barındıran. Altı doğum üstü ölümdü ya da tam tersi. Ne çok aniden değişiveriyordu rüzgar bakışlarımın doğru yönünde yanlışlıklarımı da süpürürken. Nereye eseceğini kendi bile bilmiyordu. Belki de istediği yöne bir türlü gidemedi, rüzgar. Saçların hiç izin vermedi.

İnsanın kendini hatırlaması için insanı unutması mı gerekiyordu çoğu kez. Neden o değil de bu, peki neden onlar değil de bunlardı. Kader, kendimizden öteye geçiremediklerimizi oluşturuyordu. Aslında herkes yazardı, o ya da bu şekilde. Bugünlerde umudumun kandırma saatlerinde nefes alıp veriyordum. Bildiklerimizin ötesinde yaşamlar hayal etmek bilmediğimizden gerçekleşemiyordu. Her şey zamanında ortaya çıkıyordu. Tıpkı şimdi gibi.

Köşeye döneceğimi bilseydim saat iki gibi durmuş olmam gerekiyordu ellerimde kaybolmamak için. Değişime alışmıştım. Sıradanlığın mutluluğu esir etmişti kendini bana. Bildiklerimizin gerisinde yaşamlar hayal etmeyi gelecek zannediyorduk. Kahveme şeker atmayı unuttuğum her an tatsızlaşıyordu göz yaşlarım. Ağız tadıyla mutsuz bile olamıyorduk. Sanırım anladım, varlığımızın yok olması varlığımızdan ötürüydü. Bilgi her şeyi değiştirirdi Sayın İnsanlık. İnsanları saysak ne kadar kaldığını tahmin bile edemezdiniz. Aynaya geçip gülümseyebiliyorsan ihaneti içinde saklıyorsun demektir. Kendini kandırmayı beceremeyen insanlar mutsuzdur dedim kahvemi bitirirken hem de şekersiz. Ucu bucağı belirsiz bozuk zihniyetlerimiz vardı cebimizdeki bozuk paralardan fazla. Harca harca bitmiyordu ihanetler. Sınırsızlığın da sınırsız ihlalleri her gece iki gibi gülümseyebiliyordu. Hayat  bizden daha tecrübeliydi.

Saflıkların akıcılığı tehlike arz ediyordu kalabalıklaşan insan aynılıklarında. Kaç kat yükseğe çıktıysak o kadar uzattık içinde bulunduğumuz yok oluşu. Beni bilmediklerimle yargıla dedim Tanrı'ya ne de olsa bildiklerimin şu an ki gereksizliği çok vurdumduymazdı. Üzerine yapışan ölü zamanı atmak için kalk yürü dedi, Tanrı ardımdan. Kendimle ne zaman aynı ana denk gelsem susardık yalnızlığa saygımızdan, ama ne zaman kendime denk gelsem içimden küfrederdim. Her neyse işte, bir ömür geçeli birkaç dakika oldu demin. Bir ömür iki kişiye zor geliyordu artık. İşte bak bundan, kendimle ne zaman aynı ana denk gelsek yağmurlarında ıslanmış bir bedene bile sığamıyorduk oysaki her yerde bedenler ucuzlaşmaya başlamışken...

...

Serkan Aydemir | Saflığın Kirlenmiş Anında Araya Sıkışan Ruhsal Bunalımlar


2015.

6 yorum:

  1. Kendi varlığımızla kendimizi yok ediyoruz ve sonra da dönüp üzerine şekersiz bir kahve içiyoruz ağzımızın tatlanmayacağını bildiğimizden...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hamiyeeeeet hoş geldin. Ya yorum bırakamıyorum sayfanda....

      İnsan işte. Her şeyi biliyor da yine de yapıyor sonuçlarını görmezden gelerek.

      Sil
  2. Yalnızlığa saygımızdan susardık bir o kadar da benimsediğimizden yalnızlığı..
    Kendimi hatırlarken kaçıyordum arkama bile bakmadan, yine de bir tek yalnızlık avutuyordu beni..
    Geçmiş zamanların ince melodisi kulaklarımda yankılanırken sığmıyordu bedenler görmezden gelinen yok oluşlara...
    Yine var eden bir yazı Serkan kalemine sağlık ...

    YanıtlaSil
  3. İçsel benliğin ve zamanla "asıl" insana evrilmenin en yalın, saf anlatımı bana göre..
    Tabi bu farklı duygular, düşünceler uyandırabilir diğer zihinlerde..
    Nedenini pek bilemiyorum ama, bi an kendimi Franz Kafka'nın Dönüşüm'ünü okuyormuşum gibi hissettim.

    YanıtlaSil
  4. Altı üstü sadece bir ömrümüz var evet... O da kayıp gidiyor ellerimizden doludan çok boşça... Her şeyi kendimiz yapıyoruz yine kendimize.

    Bir hayal kurdum Serkan ve oldu :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) ne mutlu sana Hayal.. hayal kırıklıklarıma yer kalmadığından artık pek hayal kuramıyordum galiba... Yeni bir zihne taşınmam gerek.. :)

      Sil