Her Ne Kadar Toplum Bizi Beyinsiz Etse de Düşünmek Zorundayız - Serkan Aydemir

Perşembe, Aralık 04, 2014

Her Ne Kadar Toplum Bizi Beyinsiz Etse de Düşünmek Zorundayız
Perşembe, Aralık 04, 2014

Her Ne Kadar Toplum Bizi Beyinsiz Etse de Düşünmek Zorundayız

04.12.2014

Uyarı: Düşünmek zorundasın !

...

Bilmek her şeyi değiştirir.

Delilik, ne derece bizden uzaklığın tanımlamasıdır diye soruyorum kendime. Hangimiz deliliğin tam da yok olmasında bulunuyoruz ya da delilik sınırı kaç yüzyıl geriden başlıyor. Düşüncelerim bazılarınızın canını sıkabilir, çünkü daha önce aklınıza bu derece kendinize aykırı cümleler gelmemiştir. Delilik diyorum hangimizi başkalarından ayırmaya yeterliydi. Bana sorarsanız delilik, çağın insana yansıttıklarından çıkıp çağ dışı bir eyleme dönüşmedir. Tanrı, her birinize sms yoluyla "ben varım" diye mesaj atsaydı ona ne kadar inanırdınız. Bunu yapsaydı Tanrı deli diyebilir miydik? Peki Tanrı gerçekten deli olabilir miydi? Yıllar önce peygamberlere vahiy gönderiyor diye ona inanmayı mantıklı buluyoruz ama. Yıllar önce yaşananlar şimdi olsaydı ne derece delilik sıfatında yer alırdı. Belki de peygamberler potansiyel bir deliydi. Evet, çoğunuz tövbe tövbe diyordu belki de şu an. Asıl sorun da burada başlıyor. Tanrı ve peygamberleri eleştirmeye başladığımızda istem dışı bir tövbe ya da daha başka lafları söyleme refleksinde bulunuyoruz. Millet, bu bir nevi kolektif bilinç dışı eylemelerin ta kendisini oluşturuyor. Bize kültürümüz düşünmemeyi öğretiyordu. İtaat ve ceza ilkesinde kalan beyinlerin, bugün dünyada masum kişilere sanki iyi bir amaç uğruna yapıyormuş gibi (Tanrı kavramını kullanarak üstelik )işkence etmeyi onur zannediyorlardı. 

Doğumla çıplak gelen bir canlının nasıl oluyor da zamanla hem de cinselliğin olgunlaştığı dönemde örtünmenin birer sevap olduğunu inanıyoruz. Hepimiz deliyiz, çünkü hepimiz şu an dünyada var olan saçmalığın ne olduğunu göremeyecek kadar sapkın beyinlere sahibiz. Kadın baş örtüsü giyer, çünkü sosyalleşen toplumlarda kadın birer cinsel obje olmaya başlar. İş bölümünün getirdiği güçle önemli görülen yani hayati değeri olan işlerde hep erkekler çalışır. Bu yaşantı kadını zamanla küçültür. Orta Asya'da göçebe hayat sürdüren insanlarda kadın erkek arasında bir farklılık yoktur. Diğer bir değişle kadın erkek ayrımının ne demek olduğunu bilmezler. İyi dinleyin, bu durum da dinlerinde kadın ve erkek eşitliği hatta kadın Tanrı yaratmalarına neden olur, sağlar demek daha doğru olacak sanırım. Gelelim bize. Müslümanlık dahil diğer kitap dinlerinin yaşamsal kültürü toplumun sınıf ayrımı dönemine denk gelmektedir. Kadının köle ya da cariye diğer bir değişle fahişe olduğu bir yerde kadının baş örtüsü takmasını isteyecek bir yaşam biçimi insan beynine yerleşmiştir. Olan bir durum olması gerektiği gibi yansıtılır. Unutmayın insan bildiği kadardır. Her din kendi çağının ötesine gidemez. Kendi coğrafyasının ötesine gidemez. Müslümanlık dininde kutup ayısından bahsedilmez, çünkü daha kutuplara giden olmamıştır. 

İnsanlık araştırmaları tarih üzerinde derin etkiler bırakmaktadır. Binlerce yıl önce Yunanlar kendilerinin yarattığı Tanrı'lara inanıyorlardı. Aaa, birden şunu fark ettim. kendilerinin yarattığı Tanrı'lar. Bunu bize söyleten dönemimizin bizde bıraktıklarıdır. Bilgi her şeyi değiştirir. O yıllarda bunu söyleyeni günah diye öldürüyorlardı. Aaa, bak sen bugün de aynısını yapanları öldürüyorlar. İnsanlar basit düşünmenin ihanetine her vakit maruz kalmışlardır. Kapanmak yani çarşaf giyinmek ya da baş örtüsü kadının dini görevi gibi bizlere öğretilmektedir. Asıl soruyu soruyorum. Baş örtüsü yani saçın kapatılması günahsa neden erkekte de saç var!!! Belki de erkeklerin saçlarının dökülüyor olmasıyla bunu fark eden insanoğlu kadının saçları dökülmüyor bu yüzden Tanrı saçlarını örtmelerini istiyor fikrine kapılabilir. Neden aynı fikre sahip erkek kendi saçlarını kapatma yasağı getirmiyor Aaa, erkekler yasakları belirliyordu doğru ya. Kim bilir kadın peygamber gelseydi belki de erkekler kapanacaktı. Döneme gelirsek insan nüfusu arttıkça yabancılaşma yani başkalaşma fikri insanda tedirginlik yarattı. Doğru cümleler kurmalıyım, çünkü kurulan her cümle kendi içinde bir diğerini var eder. Benim söylediğim bu ihtimallerle bakmayı öğretmedikleri için hepiniz var olanı doğru kabul ettiniz. Yani nüfus arttı kadınların cinsel obje olduğu bir alanda herkes kendi kadının kapatarak saklamaya başladı. Aslında kapanmak Müslümanlıktan önce vardı. Peygamberlerin erkek olduğunu düşünce dinlerin kadınlara bu derece yasaklar barındırmasında da bir hata görmemek gerekiyor. Cariyelik yani cinsel kölelik Müslümanlık dininde yasaklanmamıştır. Neden mi, çünkü o dönemde cariyeliğin insanlık dışı bir yaşantı olduğu fikri daha beyinlerde barınmıyordu. Yoksa insanlığın, iyiliğin önemli olduğunu söyleyen bir varlık aynı anda cariyelik yani cinsel köleliği nasıl oluyor da doğru kabul etmekteydi. Düşün!!! İnsan dönemi kadardır bu yüzden. Asıl sorun, yıllar önce var olan kuralların günümüzde yaşantı haline getirilme fikri ne derece doğruydu. Şunu iyi bilin; toplum sizlere gerçeği öğretmez, çünkü toplum kendi dönemine takılıp kalmıştır. Bilgi her şeyi değiştirir. Bu yüzden dört eşliliğin ya da cariyeliğin yanlış olduğu bilindiği halde bunu savunan bir düşünceyi benimsemek ne derece delilik göstergesidir? Unutma, cevabı olan sorular sormak marifet değildir, doğru soruları sormak marifettir. 

...

Serkan Aydemir | Her Ne Kadar Toplum Bizi Beyinsiz Etse de Düşünmek Zorundayız





2014

6 yorum:

  1. Doğru soruları sormak marifet olduğu kadar 'düşünmek' fiilinin üstü çizilmeden anlaşılması gerekiyor. Düşündükçe var olan gerçekler her zaman insanı rahatsız eder . Bu yüzden düşün(e)mez olur insan. Herkesin yaptığını yaparak iyi bir şey yaptığını düşünen benlikler çürümeye mahkum olur böylelikle. Yapıyor ama farkında değil misali. Sorgulamak yok sayıldığı sürece her şey sıradışı görünecektir. Doğaya aykırı davrandığın sanılacak ve cümleler düşünülmeden yok edilecektir.. Her zaman olduğu gibi ....
    Bilmek birçok şey değiştirir.. Doğru bilindiği takdirde...
    Sorgulayan yazılarını seviyorum Serkan bekletmeden yaz yine olur mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de her zaman rahatsızım Elsa... Düşünmekten nefret ediyorum hatta bazı zamanlar... ve teşekkür ederim, yazmak korkutucu bir eylem sonuçta bunu sen de iyi biliyorsun.

      Sil
  2. Kalemine sağlık, düşününce tüm bunların içinden çıkamıyor insan. Vaktiyle İslami Forum diye bir forum sitesi vardı. Oldukça revaç görüyordu, çeşitli konularda insanlar tartışıyordu, foruma ateistler, deistler de meraklanıp yorum yazıyordu, bir gün forumun hem de moderatörü (hiç unutmam rumuzu Zümrüt'dü) bir konu yazdı, deli neye denir? Zırdeli neye denir? diye. Okurken örnek olarak akıl hastanelerinde pekçok delinin tanrıdan mesaj aldığını, tanrıyla konuştuğunu, peygamber olduğunu söylediğini de yazmıştı. Ben de bunun üzerine Zümrüt'e "Ne biliyorsun? Ya gerçekten tanrı ile konuşuyorlarsa?' demiştim. Bu sorum herkesin ilgisini çekti, akabinde 'tanrıya konuştuğunu iddia eden birine inanmanın kriterleri nelerdir? İsa da aynı şeyi yaptı ona deli demedik, Musa da, birisi tanrıyla konuştum diyor akıl hastanesine tıkıyorsun, ötekine peygamber diyorsun" tabii Zümrüt kemküm etti bir cevap bulamadı. Birkaç hafta sonra da site tamamen yok oldu kapandı! Sanırım insanlar düşününce 'insanları inandırırsa peygamber oluyor, inandıramazsa deli oluyor' diye düşünmeye başladılar ki, gerçekten öyle. Kimse %100 doğru olduğuna inanamaz, çünkü o insanın tanrı ile konuştuğunun somut kanıtı yok, o devirde cd, flashbellek, video, film, kaset, yazılı kağıt,kitap bile yoktu. Doğru da olabilir onu da %100 inkar edemeyiz yine aynı sebepten. Ama doğru olsa bile bu sefer de onca yıldan sonra yazılanlar doğrudürüst kayda alınmadığından, insanlar işlerine geldiği gibi değiştirip, ekleme çıkarma yaptığından her şey bambaşka hale gelmiş de olabilir. Bakınca dinlerde hristiyanlık olsun, müslümanlık olsun kadınla hep uğraşılmış, aleyhine koşullar öne sürülmüş ama en tuhafı dünyanın güçlünün güçsüzü altetmesi kuralı yüzünden bir Allah varsa bile dünyayla ilgilenmediği sonucuna varıyorum...ya da bir matriksde yaşıyoruz her şey aslında sanal...çünkü enson öğrendiğim bir şey var, köpekbalıkları memeli olmasa da yumurtlayamaz yumurtaları anne rahminde taşırmış ve olgunlaşan yavrular anne karnında birbirlerini yermiş...bunu yeni öğrendim bilmiyordum..dehşete kapıldım dünyayı dolayısıyla hayvanları her şeyi yaratan güç yani tanrı bu kadar zalim mi? yani düşünsene anne karnında kardeşler kardeşleri yiyor! Korkunç yahu!!! Bu nasıl mükemmel bir dünya demek ki değil! Aslan ceylanı yiyecek şekilde niye yaratılmış? Yani hep düşününce tanrının din kitaplarının sunduğu gibi şefkatli, merhametli bir tanrı olmadığını düşünüyorum. Tabii bu da insanı üzüyor hayalkırıklığına uğratıyor çünkü herkes koruyan, kollayan bir tanrıya ihtiyaç duyar olmazsa bedbaht olur yapayalnız kalır....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel anlatmışsın... Hepsine katılmakla birlikte ne yazık ki bu şekilde düşünmeyi bilmeyenlerin fikirleri dünyayı yok etmeye başlıyor. Tanrı ne vardır ne de yoktur. Bu kadar net bir bilgi kuşkuluğunda nasıl oluyor da insanlar hala düşünemiyor merak etmiyor değilim hani. Belki de Tanrı'yı göremeyecek kadar delilik barındırıyorduk içlerimizde, ama şunu biliyorum Tanrı iyi olsaydı insanları yaratmazdı.

      Sil
  3. Merhaba.. "Düşünüyorum öyleyse varım." Saygılar..

    YanıtlaSil
  4. kültürümüz düşünmemeyi, düşününeni yargılamayı öğretiyor.

    YanıtlaSil