Kadın ve Toplum Üzerine Kanun Paradoksu - Serkan Aydemir

Cumartesi, Kasım 02, 2013

Kadın ve Toplum Üzerine Kanun Paradoksu
Cumartesi, Kasım 02, 2013

Kadın ve Toplum Üzerine Kanun Paradoksu





02.11.2013 |


Bugüne kadar insanoğlu hayatı bir takım belirleyici kurallara göre yaşadı. O kurallara uymak istemeyenleri ise toplum dışladı ve zamanla insanlar kurallara toplumda yaşamak için uyulması gerektiğini kavradılar. Peki, bizler ne derece toplumsal kurallara alıştığımızdan aptallaşıyoruz? Bugün hayatın içerisinde hangi tavırlarımız aslında bizi bu derece yoksunlaştırıyordu? Kadınlara bakış açılarımız ne derece dar bir alanı kaplıyordu? Kadın denilince akla ilk ne geliyordu. İşte asıl soru buydu.


            Yazılı kanunların dışında var olan örf ve adet kuralları bizi asıl biz yapan gerçekliğimizi oluşturmaktadır. Ne kadar da bizi bizsizleştiren toplumlarda bulunmaktayız ? Bunu belirleyen aslında tam bir şans olgusudur. Bugün belirlenen birçok kuralı benimseyenler; bir başka çağdaş insanlar, burada çağdaş terimim aynı çağda oldukları anlamında, tarafından da tam tersi olarak benimsenmekteydi. Yani bir kuralın doğruluğunu kim belirler. Çoğunluk mu ? Yoksa en bilgili insan mı ? Ya çoğunluk cahilse ya da en bilgili o toplumda kötü biriyse ? Karşımıza çıkan yasaları eleştirmeliyiz. Bugün her tarafımızda beyni olmayan canlılar bulunmaktadır. Hepsinin de işi var. Konuşabiliyorlar; ama beyni olanları seçmede zorluk yaşıyoruz. N.Ç.'ye tecavüz davasını hatırlayın. 26 kişi 13 yaşındaki bir kıza tecavüz etmiş sonuç olarak kızın kendi isteğiyle yaptığına karar verilip suç azaltılmıştı. Bu duruma karşı çıkanlar oldu. Peki onlar neden karşı çıktılar ? Yasalarımız bizi gerçekten korumuyor muydu ? Yoksa yasalar yapması gerekeni mi yaptı? Bunu tartışmaktan çok. Benim görebildiğim kadarıyla ülkemde kadına verilen değer hiçe yakın seviyede. Tecavüzcü erkekler en ağır bir şekilde cezalandırılmaları gerekirken yasalar onları hafif bir şekilde cezalandırdı. Şimdi ben yasalara karşı geliyorum. Diğer bir gerçekle toplumdan kendimi soyutluyorum. Düşünebilmek kişiyi toplumdan uzaklaştırabilir miydi? Bugün ülkemde birçok insan barışı savunurken öldürüldü. Bunu destekleyenler vardı. Asıl anlatmak istediğim neyin doğru olduğunu yıllar sonra geçmişe bakarak anlayacağız. Yıllar önce cennetten toprak satın alanları eleştirenler ya öldürüldü ya da dine karşı geliyorlar diye cezalandırıldı. Yasa buydu. Şimdi o dönemi düşününce ne kadar aptal insanlarmış diyorsunuz. Komik geliyor. Çocuk bile bunu yapmaz gibi cümleler kurabilirsiniz. Özgürsünüz. Ne kadar özgürsünüz ? Şu an dünyada olanları göremediğinizi düşünemez misiniz ? O zamanda olsaydınız bugün o gülen insanların acaba kaçı cennetten toprak satın alacaktı. Ana fikir: Çağın getirisiyle mi düşünmeliyiz yoksa çağın ötesine göre mi ? Hangisi bizi mutlu edecekti ? 


Recm ! Evet birçoğunuz bunun ne olduğunu bilmeyebilir. Recm cezası yahudilerden geldiği düşünülünen şeriatın yapmış olduğu bir ceza seklidir. Aslında Nur suresinin 2. ayetinde "Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer sopa vurunuz. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, O'nun dini konusunda onlara acımayınız. Onların ceza görmesine mü'minlerden bir grup da şahit olsun." şeklinde emrediliyor olması bu cezayı daha da uygulanabilir ve eleştiriye kapalı hala getirmekteydi. Mesela bir adamı seviyorsunuz bu sizin en doğal hakkınız yani en azından bana göre; ama sizi, sizden 30 yaş büyük bir adama 3. eş olarak satmayı düşünüyorlar. Bunu yapan anne babanız. Bu duruma şaşırmayın bu olay bu gibi toplumlarda normal hayat belirtisidir. Kadını gözlerine kadar kapatan insanların, kadını köle olarak kullanması da üstüne kadının buna ses bile çıkartmaması hatta buna karşı gelenlere karşı çıkması normal bir durum olarak algılanabilir. Yaşam bizi kanıksatmaya başladığında insanlık bir darbe daha alıyordu işte. Neyse konumuza gelirsek o zorla evlendirilen kadın sevdiğine kavuşmak isteyip onunla birlikte olur. Çok doğal, bir erkek bir kadın yani sevgili iki insan cinsel ilişkide bulunur. Bunu duyan oranın güvenlik güçleri ya da ahlak polisleri bunu yapanları " recm " cezasına çarptırırlar. Onları bedenlerinin yarısına kadar toprağa gömüp suratlarına oradaki insanlardan taş atmalarını söylerler ve öldürtürler. O kişiler sırf imam nikahından önce birlikte oldukları için bu şekilde ceza alırlar. İşin ilginç yani o kız 30 yaş büyük adamın 3. eşi olduğunda yani zorla evlendirildiğinde tecavüze uğrayacağı gerçeğini sırf o onun kocasıdır deyip görmezden gelecek insanlar, o kadını taş atarak öldürürler. Lanet olsun ki kuraldır bu. Düzgün bir toplum için kurallara uymalısınız ! Buna karşı gelebilirsiniz. Peki siz o toplumda yaşamış olsaydınız kaçınız o kadına taş atardı. Peki hangisi doğruydu ? Biz mi ? Yoksa onlar mı ? Belki de bizler çağın getirdiği ölçüde bunlara karşı gelerek hata yapmaktayız. Karmaşık oldu biliyorum. Siz şimdi çıkıp bu nasıl bir soru tabi ki bunlar yanlış şeyler diyebilirsiniz. Aynısını o taşı atan insanda söylemektedir. Bana kalırsa doğru bizden dışarıdadır. 


            Yabancı ülkelerde yaşayan birçok aile ergenliğe girmiş çocuklarının esrar içmelerine ya da o dönemde karşılaşılacak birçok olaya tolerans gösterebilmektedir. Diğer bir değişle mesela Amerika'da yapılan araştırmalara göre ergen çocukların eğitim ve ahlak düzeyi yıllar sonra çok kötü boyuta gelecektir. Kötüyü belirleyen sınır neydi ? Bizler ne derece bir eğitimle büyütülüyorduk. Elinde telefonu ve ağzında sakızıyla öğretmeninin karşında oturan kişi yanlış mı yapıyordu ? Asıl soru neden doğruyu yapmıyordu ? Kurallar, bizleri bu derece dengesizleştiren tetikleyicilerdi. Hedef iyi bir insan olmaktan geçiyordu, ama iyi olmaya çalışanlar peki neden bu derece zorlanıyordu? Toplum kendi içinde çıkarcılardan oluşmaktaydı yani kurallar aslında kuralları koyanlar içindi. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu biliyorum. Bana göre tabi. Bir kadının taşlanmaması ya da 13 yaşında kendi isteğiyle bile olsa onunla birlikte olanlara en ağır cezanın verilmesi gerektiğini biliyorum. Kuralları doğru insanların koyması gerekiyordu. Bizim ülkemizde neden mi "recm" yoktu; çünkü bizim ülkemiz Atatürk'ün düşünceleriyle kuruldu. Şanslıydık sadece. Atatürk'ün ne derece önemli olduğunu bilmeyen ona karşı gelen kişilerde var bu ülkede ve giderek o kadına taş atacak zihniyetler çoğalıyor maalesef. Benim gibi düşünenler mi yoksa onlar mı doğru bunu bize zaman gösterecek. Biz o zaman olmayacağız tabi ve acaba kaçımız doğru bir yaşam sürmüş olacak ve unutmayın, kadınlarımızın nasıl yaşayacağını kadınlarımız belirlemelidir.


-Serkan Aydemir





...

Serkan Aydemir | Toplumun Kanun Paradoksu

14 yorum:

  1. Cahillik temelli ne korkunç acılar çekilmiş bu dünyada..Başka ülkeler ya da bizim ülkemiz hiç fark etmez kendi kurallarını uygulama adı altında birileri ezilmiş hatta katledilmiş...Düşünmek güzel ama üzüyor da!

    YanıtlaSil
  2. İnsanlar bir arada yaşamak için kurullara ihtiyaç duyarlar bu doğru. Ancak ilk özel mülkiyet ile birlikte topluluklar bölünmeye başladı kural koyucular ve kurala uyanlar olarak. Bu her zaman böyle olmuştu sorun şu ki kurala uyan insanlar ne yapabilir. Sokrates idam edilmeden önce eşi haksız yere idam ediliyorsun der Sokrates ise ne yani bir de haklı yeremi idam edilseydim der. Bugün Sokrates`i herkes konuşuyor biliyor idam edenlerin adını kaç kişi biliyor.
    Uzun lafın kısası gelin birlik olalım demiyorum herkes bireysel anlamda daha iyi bir insan olmaya çalışsın yeter.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sokrates'in cevabı bu olsa gerek. En güzelini söyledin insan olmaya çalışsak yeterdi her şeye...

      Sil
  3. toplumsal kuralları nelerin belirlediği ya da bu kuralların ne oldugunu kestirmek zor. zaman içersinde oluşuyor, oluşturuluyor vs. Yalnız şunu belirtmeden geçemeyeceğim, türkler hiçbir zaman ''recm'' uygulamamıştır. Osmanlı döneminde bir kez uygulandıgı iddiası vardır sadece o kadar. Toplamda, korkmayalım bu ülkede recm asla uygulanmayacak bence :))

    bir de öğretmen karşısında sakız çiğneyen öğrenci, saygısızlık yapmak için bunu yapıyor, aksi olsa saygısızlık olarak addedilmez diye düşünüyorum, yani biraz da bu açıdan bakmak lazım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Toplumun ne derece olasılıklara itileceğini bilemeyiz. Umarım olmaz bence de olmaz ama olan yerlerin varlığı bile insanı üzüyor. Her ne kadar orada doğru kabul edenlerin olduğunu düşünenler olsa bile hatta ülkemizde de bunu doğru görenler vardır malesef. Onların kanun koyma yetkisi olduğunda asıl sorun o zaman başlayacak ki bence başladı bile... o sakız çiğneyen öğrenci bizim zamanımızda öyleydi cem, ne yazık ki artık o aşamanın üstünde bir yaşam bizleri bekliyor... Zamana göre görmezden geldiklerimizin sınırı değişiyor... Daha düne kadar çok küçük şeye karşı çıkan Türk halkı artık olanlara vurdumduymaz yaklaşıyor... Zaman gösterecek cem, zaman...

      Sil
  4. Dün yazını okuduğumda kafamı toparlayıp yazamamıştım. Şimdi yorumları da okuyunca yine bulanık da olsa kafam yazayım dedim.

    "Haksızlık" kavramı, sadece bize yapıldığı zaman mı haksızlıktır!? Bir insanın iyi veya kötü olması bizim ahlaki doğrularımıza göre mi belirlenir!? Recm olayının yanıbaşımızdaki ülkelerde gerçekleşiyor olması, bizi çok modern, çok sağlıklı bir toplum mu kılar?! Ki kendi ülkemizden bir dolu örnekte verebilirim, şayet sen de değinmişsin zaten N.Ç örneğine.

    Sadece bizim ülkemize özgü değil, insan doğasında olan bir şey "acımasız ve zalim" olmak. Erkek egemen mantığın, dinlerin dogmatik bilgileriyle kendini güvence altına alması. Güzel olan ise, haksızlığa ses çıkaran insanların her daim olması, bedel ödeyerek de olsa... ve bir kadınla empati kurma becerisine sahip olmak gerçekten özverili bi davranış şekli.

    Atatürk-çü değilim. Ancak Atatürk'ü seviyorum. Ve ikisi arasında da kocamaaannn fark olduğunu düşünüyorum. Bugün kendini belli bir kalıbın içine koyan herkes, maalesef garip bir şekilde karşı tarafı anlayamayacak, empati kuramayacak bir kimliğe bürünüyor. Çağ atlıyoruz, saniyesinde her şeyden haberdar oluyoruz... ama birbirimizi anlamaya yetmiyor yine de. Son bir kaç gündür okuduklarım, senin yazdıkların, başka bloglarda ve köşe yazılarından okuduklarım... Herkes kendi penceresinden baktığı ve gördüğü kadar var. Maalesef bu böyle. Müşterek paydada birleştiren bizleri ne kadar aynı görüşü savunduğumuz ne kadar aynı pencereden baktığımızla alakalı. Aynı şeyleri görmek, aynı şeylere üzülmek bu kadar basit olmamalı... Ama idrak edebildiğim bu kadar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. zaten her şey o kalıp yargıların dogmatikleşmesiyle başlıyor. Kişi sadece karşı görüşe odaklandığından kendisini eleştirmeyi atlıyor. Hayat bu yüzden bu kadar karmaşık zaten ve dediğin gibi Atatürk'çü olmak Atatürk'ü sevmek arasında çok fark var...

      Sil
  5. hiçbir gelenek bizi geleceğe karşı korumuyor, çünkü geleceğin öncesi yok ve evrenin sığınacağı bir yer yok

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olan zamana sığdığımızdan çağın bizde yarattığı kadarı oluyoruz ne yazık ki.. İşin asıl önemli noktası çağın ötesini görebilmek... Kötü tarafı çağın ötesini görenler zamanda kayboldukları için yaşamı kaçırıyor...

      Sil
  6. oldukça etkileyici..
    özellikle resim ve yazıyı bütünleştirince...
    kelimelerim boğumlanıyor adeta yine..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkürler Elsa; biraz sinir bozucu bir yazı, ama aklıma takılan sorular... sorular...

      Sil
  7. Çok acı 3. eş olunca hoş görülüyor sevdiğinin olunca kötü kadın. Peygamber efendimiz yaşasaydı eminim bu cahillerin yüzüne tükürürdü.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olabilir...
      Zaten Siyah Kuğu asıl sorun da bu, gerçeklik apaçık ortada olmasına rağmen hala bağnaz fikirlere sahip insanların çoğu kendini inançlı olarak görüyor. Belki de dünyanın temel sorunu.

      Sil