Serkan Aydemir

Cuma, Temmuz 14, 2017

...

Yazıyorum, yine yazıyorum. Yaz, yaz, yaz... Sen de yaz yaz yaz bir kenara yaz bütün sözleri diye diye durdum gökkuşağılı merdivenlerde. Ne çok yorulduk diyorum leylama o kendisi mecnununu ararken. Sonra geliyor aklıma, ne sen leylasın ne de ben mecnun. Hep sonradan gelir aklıma der dururum şu aralar. İkimiz de yorgunuz akıntıya kürekten. Tabi ne hayatlar vardı bembeyaz sabahları yaşayıp kararıp giden. Sen hangi büyük felaketlerimi alıp götürdün simsiyah gecelere. Bir sen varmışsın ve biri istiyor seni karanlıkmışsın uçları kırık saçların gibi. Dağınık bir bedenin vardı uyanmaya arefe kala. Üşüyen ellerimi alıp götürebilsen ne çok severdim beni. Yağmurların karla karışık yağardı sensizlikten. Mevsim kış olmasaydı korkusu gözlerimde büyüyemezdi. Söyle ruhum söyle derinde miyim. Söyle ruhum söyle hiç yenildin mi böyle. Söyle sen de söyle hiç acılar biter miydi. Eskiden neşemiz vardı gülümserdik her gün ama birden değişti her şey küçüldü hayaller bir iskambil falında. Uzun uzun anlatamam her şeyi böyle olsun istemedim ben de ama sakın kal deme bana güneş koyarken gecene. Bir türlü alışamadım bu kente. Biliyor musun akşamlar kaldı akşamlarda parmak izlerin. Nereye dokunsam suç teşkil ediyor artık. İçimde öylece büyüyor inan bende eylülün ağrısı ve çok zor saklaması. Görünmez yolun sonu hevesler bir bir solar gözlerinde. O yere giden herkes perişan ama bir zaman mutluyken umudu vardı rüyalarda sarı çizmeli Mehmet Ağa'nın. Benim bu derdim ne yağan yağmurda ne yalancı sonbaharda akıp gidecekti. Ne çok dinledin öyle değil mi? Hep okudun biraz da dinle beni.

Yazımda emeği geçen herkese teşekkürler.

...

Serkan Aydemir | Ritmin Şaheseri



Ritmin Şaheseri
Cuma, Temmuz 14, 2017

Ritmin Şaheseri

Cumartesi, Haziran 24, 2017

...

Gece daha da uzun artık bakışlarını benden kaçırırken. Yaşlanmış olmalıyım ki koşamıyordum peşinden kendi gerçeğime. Dönüp giderken sana sarılmam gerekti. Saçlarına hüzün düşüp duruyordu beni her terk edişlerinde. Alışkanlık haline gelmişti bu. Rengarenk bir siyahlığın içinde saklı kaldım. Tek yapmam gereken ellerini tutup beklemekti gözlerinde parlayacak olan yıldızı. Gökyüzü hep mi karanlıktı sensiz. Kim bilir kaç kez aşkı başlattı gözlerin. Her şeyi bitirmeyi bilen bir adamın laneti gibisin. Bağışla beni diyemedim bile. Yokluğunu biliyordu o aşk yoksunları. Yokluğunu biliyordum bunu bil. Sınırlar koydun yüreğine ama mülteci olacağımı biliyorum artık. Ne de olsa alışkındı ülkem benim gibilerine.

...

Serkan Aydemir | Sil Çolösx


Sil Çolösx
Cumartesi, Haziran 24, 2017

Sil Çolösx

Pazar, Haziran 04, 2017

...

Elimde birkaç kuruşluk insanlık kaldı paranın değeri düşerken. Gel bir de buradan bak kendine. Ne çok değişiklik birikmişti yüzünde yalanlara bulaşırken. Ya da sen hiç gelme yoruldum bugün, uyumalıyım, ne de olsa alışkındık uyumaya ardından günaydın diyemediğimiz günlere. Sanırsın dünyayı kurtaracağım ölsem kimsenin umursamayacağı bedenimde. Ne çok dünyayı kurtardım bir bilsen şaşarsın ve günlerden aynıydı yarına hayal kurmaya başladığımız zamanlarda. Ne bilsin geleceğim aynılığa sıkışıp kaldığını. Kursun hayaller yıkılsın ardından yeniden kurulmaya. Rüzgarın sıkışıp kaldığı gökyüzümde yine saatler ayarlandı yalnızlığa. Tam vakti, kaldır elini yalnızların sayımı başlıyor gecenin ihanetlerinde. Kaldır korkma, biliyorum sen de yalnızsın. Tek farkımız sen kadınsın ben erkek...

Mükemmel bir uyum.

...

Serkan Aydemir | Usşmoxşol 



Usşmoxşol
Pazar, Haziran 04, 2017

Usşmoxşol

Cuma, Mayıs 19, 2017

...

Yaşamak şakaya gelirdi ölüme 5(yazıyla beş) dakika kala. Bırak, bari o zaman dünya dayatmasından kurtulmayı başarabilesin. Gül geç diyorum gözyaşlarına elveda ederken. Hem gülüşünle ağlamak kıskanırdı seni herkes gibi. Yaşamak şakaya gelmesin tabi ölüme 4(yazıyla dört) dakika kala. Ne çok hatalarımız vardı kim bilir. Daha 2 dakika önce ölümden habersizdin mesela. En ufak şeyde isyan ederdin dünyaya. Hep şikayet ederdik olduk olmadık gerçeklerde ama birden uzuvlarını kaybetmiş bir adam ya da kadın gelirdi şehrin intihar vakitlerinde. Birden durup düşünürdün halini. Tüm saçma sapan hüznün kayboluverirdi. Sırf o adam ya da kadın gibi bedensel eksikliğin yok diye şükreder kendini mutlu ederdin. İyi ki onlar var değil mi yoksa hiç çekilmezdi dünya kendi iğrenç şımarıklığımızda. Ne çok kendimizi beğenmiştik Tanrı'yı yaratacak kadar egoya sahiptir insanevladı. Güç insanın en büyük zayıflatan gerçeğiydi. Bundandır bırakın rejim yapmayı güçlenin dediğimde de sakın beni ciddiye almayın. Onun bunun çocukları çoğalmaya başlıyor artık haksızlık, kaos, akıl yoksunluğunun artmasıyla. Üzüyordu bu beni. Üzülme ama ölüme 3(yazıyla üç) dakika kaldı. Kurtuluş hep vakitten çalıyordu zaten. Alışkındık olanlara. Yaşamak şakayı gelirdi ölüme 5 dakika kalsaydı ama 3 dakika kala ne çok korkaklık ortaya çıkıyordu. İnsanlar yok olmaya başladığında hayvanlık dürtüleri etrafa saçılıyordu. Hep çıkar ilişkisi bunlar, işin diğer tarafı bu kadar çıkarcı insanlar varken daha toplamayı/çıkarmayı yapamayan insanlar dolu etrafımızda. Eğitim sistemimiz de zaten bozuk mu ne diyorlar yıllardır. Merkezi "insanlık" olmadığı müddetçe eğitim yok olan toplum yaratıyordu işte ölüme 2(yazıyla iki) dakika kala.

Kaldır elini, ben de varım de artık olup biten tüm görmezden geldiklerimize. Mutlu ol sen de düşünme sakın hakkı yolunda ölüp giden değerleri, mutlu ol diyorum hem ne kaldı şunun şurasında. Bir adım daha atsan gerileyecekti dünya, o kadar boşluk biriktirmiştin hem de bedavaya. Sokak ortasında kocası tarafından öldürülen o kadının fotoğrafını çek sonra paylaş orada burada lanet olsun kadın katliamları diye. Al beğenini mutlu et egonu ama o kadın öldü sırf sen paylaş diye bunları. Ölüme 1(yazıyla bir) dakika kala yine de çocuklar gülümsüyordu bana yaşama inat ama ölümün yaşamak olduğunu bilmiyorlardı, daha çocuklardı o benden önce ölen çocuklar. Artık saniyeler var, çok az kaldı. Gerçekten çok az kaldı aşk, akıl, adalet... Çok az kaldı karetta karettalar gidin kurtarın onları. Yap bir şeyler işte. Bak okudun, kalk şimdi de bir şiir oku ya da sokağa çık yere bir lira at bulan mutlu olsun gönlümüz zengin olsun saniyeler kala. 10,9,8,7,6,5,4,3,2,1....

Ve yeniden başlıyoruz.

Serkan Aydemir | Domotdox Fçmhü




2017.
Domotdox Fçmhü
Cuma, Mayıs 19, 2017

Domotdox Fçmhü

Cuma, Şubat 10, 2017

...

Tanrım, çıldırdım. Artık seni daha iyi anlayabiliyordum. Ama sen beni tanımazsın. Sen dünyayı kurtarmayla uğraşıyordun. Nasıl bir acizlik ki sen kurtarmaya çalışırken dünyanın içine ediliyordu. Belki de daha kötü olabilme ihtimalini yok ediyordun. Tanrım; bugün de geçti, kendini sana adayanların ceplerini doldurmaları artarken bu kişilerin çıkıp insanlık derslerini vermesi seni gücendiriyordu büyük ihtimal ya da sen de parayı seviyordun. Tanrım, affet beni çünkü sen yoktun aynı benim gibi. Ne kadar da çok birbirimize benziyorduk. Seninle Nietzsche'yi tartışmak isterdim. Bir anda her şeyi değiştirme gücünün olduğu halde o masum çocuğun ölmesini, acı çekmesini izlemenin lanetini tartışmak. Tanrım git, kurtar kendini bizden. Sana fazla yükleniyorduk. Daha demin yere düşen ekmeği alıp yukarı koyan adamın sırf kendi gibi inanca sahip değil diye o insanları zevkle öldürdüğü gördüm. Tanrım olmasaydın acaba dünya daha güzel bir yer olabilir miydi? Beni dinlemediğini biliyorum, senin hep işlerin vardı. İyi kazanıyorsun belli ki seni dillendiren herkes bir şekilde zengindi.

Tanrım, yerinde olmak isterdim. Beni seven kim varsa onları cezalandırmak. Erkeklere huri vardı ya kadınlara da nurileri verirdim. Kadına şiddeti savunan sözlerine karşı erkeğe şiddetin yanlışlıklarını anlatmak.

Tanrım boş ver insanları, uyu gitsin bugün.
Belki artık şeytanların yönetime el koyması gerekiyordu.
ya da sen şeytanların elinde tutsaktın ki dünya bu hale geldi...
Tanrım, sana bu yükü kim verdi?

...

Serkan Aydemir | RABEU





RABEU
Cuma, Şubat 10, 2017

RABEU