Serkan Aydemir

Cuma, Ekim 28, 2016

!..


Asıl düşüncenin gözümüzle görülemeyen boyutta olma korkusu akla asla gelemeyecekti. Var olan evrenin kendi içinde sandığımızdan da küçük olma ihtimali artık kesinleşti diyebilirim. En büyük korkularımızın nihilistçe yaklaşarak anlamsız birer sonuca varma ihtimali de mümkündü. Gözlerini kapatsan da boyutun bükümsüz tavrı kendi bildiğimizin ötesine geçemeyecekti. Zamanın ötesine geçemeyen insan, zamana sıkışıp kalacaktı. Tüm gelişmişlik bir zaman hiç dediğimiz boşunalığın sınırına ulaşacaktı. Düşünün, evren şu an micro evren boyutunu yani atom altı dediğimiz boyutunun ne kadar küçük olduğunu tahmin bile edilemeyecek sınırını düşünüyor. Aslında evren sandığımızdan da büyük yerine sandığımızdan da küçük olabilir ihtimali yine kendi içinde bir şüphe barındırıyor. Güneşten tam 1 milyar çap büyük yıldızların olduğu bir evren size ne kadar büyük gelse de sizi oluşturan micro evren de sizi o kadar büyük yapabilir. Yani bizler var olan bir başka bedenin içinde atom altı canlılar olabiliriz. Düşününce hayal bile edilemeyecek gerçeklikle karşı karşıyayız. Yani bizi oluşturan en küçük parçalar bizim göremediğimiz en büyük parçadan farksız olabilir. Her bir galaksinin birer atom olduğunu düşünün ve bizlerin de atom altı canlılar olduğunu. Tüm galaksilerin de bir araya gelecek aslında başka bir maddeyi oluşturduğunu. Mikroskopla baktığımızda görünen her atom birer galaksiyse o zaman bizler sandığımızdan da küçük olabiliriz. Tersini düşünün. Bizim içimizdeki her bir atom birer galaksiyse o zaman atom altı maddelerin birer galaksi oluşturduğunu ve içimizdeki bu parçaların herhangi bir yerinde bizim gibi bir dünya var olabilirdi. İnsan vücudu atom altından bakan biri için şu an bilinen evrenden daha büyük olarak görünürdü. 

Kendini evrende çok küçük olarak görmemelisin. Sandığından da büyük bir maddeye sahibiz. Tabi bizim sandığımız tüm evren başka bir maddenin atom altı parçacığını oluşturabilir. Bunun sınırsız olduğunu düşün. 

Zamanın ötesine geçemeyen insan, ışık hızını atlatamadığından kendi boyutunda sıkışıp kalmıştır. Yani gördüğün ya da göremediğin her şey kendi bilginin getirisi. Zaten her zaman savunduğum şey şudur: Bildiğim tüm gerçeklik kendi bilgi sınırımın doğruluğu kadarını oluşturmaktadır. 

Hiçbir şeyden emin olma. Her şey değişime açıktır.

...

Serkan Aydemir | Evrenin Sınırsız Sınırı


2016.
Evrenin Sınırsız Sınırı
Cuma, Ekim 28, 2016

Evrenin Sınırsız Sınırı

Çarşamba, Eylül 21, 2016

...

Gecikmiş tükenişlerimin geçişlerini izliyorum mehtaba karşı
ve Eylül,
fark etmediğim kadar yakınımdadır aşklarımın uzağında.
Bakışlarında denizlerimin batışını izliyordum mehtap biterken.
Daha gezmediğim çok yer vardı küçük dünyamda.
Kayboluşlarım bundandır sabaha karşı.
alın gidin korkularımı,
denizlerimi,
karanlığımı,
Eylül biterken...
Benim daha yapmam gereken bir cennetim vardı...
sadece bakışlarında sakladığın yüreğinin girebileceği...

...

Serkan Aydemir | Eylül Üzgün Geçerken







Çarşamba, Eylül 21, 2016

Çarşamba, Ağustos 31, 2016

...

Sanki bana sesleniyordu, suskunluk.
daha da derine diyordu avuçlarımda sıkışıp kalan ruhlarıma..
duvarlarımdaki gecenin yardımıyla boyanan siyahlıklarıma...
Suskunluk,
ben yaşamaya çalışırken,
ölümün üstesinden geliyordu...

..

Serkan Aydemir/...



2016.
Sus!
Çarşamba, Ağustos 31, 2016

Sus!

Cuma, Temmuz 08, 2016

...

İçinde derinlikler barındırıyordu ruhumun yıpranmış kırılganlığı. Ne zaman ölü denizlerden geçsem içime düşüyordum ruhumun körermiş karanlığında dolaşırken. Endişelerim korkuyordu karşılıksız veda edişlerimden ve değiştim, takvimi çıkmaz aynılıklarımda. Dünyanın tersine dönmesine daha vardı, gecenin ilerleyen hecelemelerinde baş dönmesi kronik olmaya başladığından. 365 gün ölümdü yaşayana. Her günü benzerlikler oluşturuyordu. Bir iki peron geçinde gideceği yerin değişimine uyum sağlayamayacağını anlayanlar sebepsiz yaşamaya mahkum kalanlardı. Düşüncesizlik düşününce geçmiyordu ne yazık ki. Huzurunu bulana soru sormamayı daha demin öğrendim. Bu nedenle sorularım hiç bitmeyecekti. Saflığa saklı çirkinlik insanlık yok olduğu anda çıkmayı alışkanlık haline getirmişti. Hepimiz çirkin veya güzeldik bir diğerine göre. Sınırsızlık anlık güdüyü sonsuz hissettiriyordu. Öleceğiniz günü bilseydiniz sadece istediklerinizi yapmak için çabalardınız. Ölümün belirsizliği anı bu nedenle sonsuz hissettirdiğinden var olan şiddete boyun eğen insanların sayısı her geçen gün artmaktadır dedim ölen sayısız masum insanlara ama hepsi beni dinlemezden geliyordu çünkü artık biliyorlardı; ölüm, yaşayanlar içindi. 

...

Serkan Aydemir - Gürültünün Mırıldanmaları


...2016

Gürültünün Mırıldanmaları
Cuma, Temmuz 08, 2016

Gürültünün Mırıldanmaları

Pazar, Mayıs 29, 2016

...

Sonu her türlü güzel biter diye bir masal başlatmıştım yıllar önce. İşte tam ortasında kaldığım masalın istifasını kabul ediyordum bugün. Başka şehirler görmek istiyordu tabi. Başka hayatlar ve sıradanlığın bıkmış halinden kurtulmak istiyordu. O da haklıydı, insan bildiği kadardı. Güneşin sessizliğiyle gidişine üşümeye başlamıştım önce. Terk edişlerime alışmış olsam da anlık tedirginlik birkaç anlam kaybı yaratıyordu bende. Parmak aralarıma sığdıramadığım kadar devrik cümlelerim vardı paslı bir kapının gıcırdayan sesssizliğinde. Bakışlarımdaki belirsizlik bundandı ama bakmayı bilmeyen o kadar çok insan vardı ki bakışlarımda anlam çıkartabiliyorlardı. Dünya, acınası bir haldeyken mutlu olmayı başaran aptalların çoğaldığı bir evrendi. Bunu hep söylüyordum beni hep dinlemiş gibi yapanlara. Atmosferimde derinliğim artarken tam bir delilik başladı avuçlarımda. Belki birkaç dakika oldu ama bakışlarımla kaçışlarım arası çok uzundu. Yaşamak için dünden kalma aynılıkları yapmaya çalışıyordum bugünümü yitirirken. Bakışlarımla kaçışlarım arasında ölü bedenlerimi saklıyordum aynılıkları biriktirmeyi alışkanlık haline getirdiğimden. Bazen kendimi sevebiliyordum kendi kendime kaldığımda. Benim bazenlerim çoktu bazı zamanlarda ve hep saklanıyordum deliren avuçlarımda,
             
                    ölümden sonraları...

...

Serkan Aydemir - Boşluğa Sığmayan Parmak Aralarım


Boşluğa Sığmayan Parmak Aralarım
Pazar, Mayıs 29, 2016

Boşluğa Sığmayan Parmak Aralarım